Arefe Duası

İmam Hüseyin’in arefe duası (Arapça: دعاء العرفة), Şiaların üçüncü imamı olan İmam Hüseyin’in Kurban bayramı arifesinde, Arafat sahrasında okuduğu bir duadır. Şialar bu duayı arefe günü Arafat’ta okumakta ve yine çeşitli ülkelerdeki Şialar cami ve mescitlerde veya evlerde okumaktadırlar. Arefe duası, inançsal ve irfani öğretileri kapsamaktadır. Şia âlim ve muhaddisleri duanın yüce içeriğinden dolayı duayı İmam Hüseyin’den bilmekte ve yalnızca duanın sonlarına doğru küçük bir bölümünde bazıları tereddüt etmiş ve bu bölümü sufi şeyhlerine nispet vermişlerdir! Arefe duası öneminden dolayı çeşitli dillere çevrilip yayımlanmıştır.

Arefe Duasının Tanıtımı

İmam Hüseyin’in (a.s) okuduğu arefe duası, Şia’nın en önemli dualarından biridir. Arefe günü Arafat’ta okunmaktadır. Rivayete göre İmam Hüseyin (a.s) bu duayı çadırların dışında aile ve ashabından bir gurup ile birlikte okumuştur. Dua, çok yüce irfani ve akidevi öğretileri kapsamaktadır. Galib Esedi”nin Bişr ve Beşir adındaki iki oğlu şöyle rivayet etmişlerdir: Arefe günü –Arafat’ta- İmam Hüseyin’in (a.s) huzurundaydık; İmam, ailesi, çocukları ve izleyicilerinden bir grup beraberinde olduğu halde çadırından gayet huşu ve vakarla dışarı çıkıp, Arafat dağının sol tarafında durarak yüzünü Kabe’ye çevirdi ve yiyecek isteyen bir sail edasıyla ellerini yüzünün hizasına kaldırarak duayı okumaya başladı. [1] Kef’emi’nin rivayetine göre arefe duası şu cümlelerle sona ermektedir:

لا اله الا انت وحدک لا شریک لک لک الملک و لک الحمد و انت علي کل شيء قدير. يا رب، يارب يا رب.

Ama Seyyid İbn Tavus’un “el-İkbalu’l-A’mal” kitabında arefe duası bu cümlenin ardından şu şekilde devam etmektedir:

الهي انا الفقير في غناي فکيف لا اکون فقيرا في فقري. و انت الرقيب الحاضر انک علي کل شيء قدير و الحمدلله وحده.

Bu dua, İran İslam Cumhuriyeti, Irak, Afganistan ve Pakistan gibi bazı İslam ülkelerinde toplu ve kitleler halinde okunmaktadır. Bazen duaya iştirak edenlerin sayısı bilhassa hac mevsimi ve Arafat’ta binleri bulmaktadır.

Senedi

Kef’emi, “el-Beledu’l-Emin” ve Seyyid İbn Tavus “Misbahu’z-Zair” kitabında bu şerif duayı nakletmiş ve daha sonra Allame Meclisi, “Biharu’l-Envar” ve Şeyh Abbas Kummi “Mefatihu’l-Cinan” kitaplarında bu duayı zikretmişlerdir. Ayetullah Hoyi hadisin (duanın) ravileri (Bişr ve Beşir) hakkında şöyle demektedir: Bu iki kardeş Galib Esedi Kufi’nin oğullarıdır. Bişr, İmam Hüseyin ve İmam Seccad’ın (a.s) ashabından, ancak Beşir yalnızca İmam Seccad’ın (a.s) ravilerindendir.[2] Gerçi bazı büyük muhaddislerin bu yakarışın senedine dair yakinleri yoktur, ancak bilinen asla göre: “delaletuhu tuğni ani’s sened” (delaleti senede ihtiyaç bırakmıyor) bu duanın anlam ve içeriği öylesine azametli ve asıllara uygun ki doğruluğunun kanıdı için senede ihtiyacı yoktur. İslam’ın en yüce hikmet ve irfan derecesini ortaya koyan bu yakarışa benzer içeriğe sahip yakarışlar büyük peygamberler ve masum imamlar (a.s) dışında kimse tarafından beyan edilemeyeceği gayet açıktır.[3]

Son Bölümün Senedi

Arefe duasının son bölümünü diğer kitaplarında nakletmeyen Seyyid İbn Tavus’un duayı yalnızca “İkbalu’l-A’mal” kitabında nakletmesi ve Kef’emi ve Allame Meclisi’nin kitaplarında duanın bu bölümünü nakletmemeleri, ayrıca Allame Meclisi’nin bu bölümün İmam Hüseyin’den (a.s) gelmiş olduğuna dair şüpheleri olduğunu ortaya koyması ve bu bölümünün bazı sufi şeyleri tarafından duaya eklendiği ihtimalini vermesi, bazı kuşkuları doğurmaktadır. Fakat bu bölümün ilk önceleri bazı kitaplarda yer aldığı ve Seyyid İbn Tavus’un bundan gaflet ettiği ve sonradan bu bölümün duanın bir parçası olduğu zannıyla duanın sonuna eklemiş olması veya İkbalu’l-A’mal kitabının asıl kopyalarında bu bölümün olmadığı ve sonralardan sufi şeyhleri tarafından arefe duasına eklenme ihtimali de mümkündür. Ancak ikinci ihtimalin olması daha münasiptir. [4] “Ruh-u Mücerret” kitabının yazarı Allame Hüseyni Tahrani ve Celalettin Humayi de bu bölümü hicri yedinci yüzyılda yaşayan ünlü arif İbn Ataullah İskenderani’ye nispet vermekte ve bu bölümün tıpatıp aynısının “el-Hikemu’l-Ataiyye” kitabının eski kopyalarında olduğunu savunmaktadırlar. [5] Ayetullah Şubeyri Zencani de bu bölümdekilerin İmam Hüseyin’e (a.s) ait olmadığına inanmaktadır.[6] Ayetullah Şubeyri şöyle yazmaktadır: “Bu bölüm, İkbal’in eski nüshalarında yoktur ve sonralardan İkbal’e eklenmiştir.” [7]

Ayetullah Cevadi Amuli, bu bölümün içeriğini dikkate alarak, bu bölümün masumlar dışında her hangi bir kişiden gelmiş olmasının uzak bir ihtimal olduğunu ileri sürmekte ve rivayet senetlerinin incelenmesinde asıl ve mevzuiyeti olan rivayetlerin, masum imamlardan sadır olduğu görüşündedir; yani bir hadis araştırmacısı onun (nakledilen rivayetin) içeriğinin masumdan sadır olduğuna güvenmeli ve inanmalıdır. Bu itminan ravinin asalet, güvenirlilik ve sadakatinden meydana gelmekte ve bazen içeriğin yüceliğinden, metnin sağlamlığından ve bazen de bileşik ve ayrı karine ve delillerden olmalıdır. Bundan dolayı, hadislerin senetlerinin incelenmesi şu yönden önem kazanmaktadır. Bu araştırma ve inceleme itminan hâsıl olması içindir ve terimsel açıdan bir anlam ifade etmez. Bilakis bu bir tarikattır (araştırma yoludur).[8]

İçeriği

İmam Hüseyin’in (aleyhi selam) arefe duası, çok sayıda konuyu kapsamaktadır. Onlardan en önemlileri şunlardır:

  1. Allah’ı tanımak, ilahî sıfatların beyan edilmesi, Allah’la ahit tazelenmesi, peygamberleri tanımak ve onlarla ilişkilerin sağlamlaşması, ahiret ve kalbi inançların izhar belirtilmesi.
  2. Âlemin afaklarında tefekkür, Allah’ın insanlara sonsuz nimetlerinin hatırlatılması ve onlara karşı insanların Allah’a şükür ve övgülerinin olması.
  3. Allah’a yakarış, günahların ikrar edilmesi, tövbe edilerek af ve bağış dilemek ve güzel sıfatlara ve hayırlı salih amellere yönelmek.
  4. Peygamber ve Ehlibeytine salavat ve selamlarla başlayan hacetlerin kabulünün istenmesi ve sonra bağış, hidayet nuru, rahmet, bereket, rızık çokluğu ve uhrevi mükâfatların istenmesi…

Tercüme ve Şerhleri

İmam Hüseyin’in (a.s) arefe duası, zengin ve irfani içeriğinden dolayı her daim düşünürler tarafından ilgi ve alakayla karşılanmıştır. Arefe duası hakkında makale ve kitaplar kaleme alınarak tercüme ve açıklamalar yazılmıştır. Onlardan bazıları şunlardır:

  1. Şeyh Bahai’nin muasırlarından olan Seyyid Halef bin Abdulmuttalib’in bir arkadaşının ısrarı üzerine Arafat vakfesinde anlattığı “Mazharu’l-Garib” kitabı.
  2. Şeyh Muhammed Ali bin Şeyh Ebu Talib Zahidi’nin kaleme aldığı “Şerh-i Dua-yı Arefe” kitabı. [9]
  3. Mirza Ahmed bin Sultan Ali Sadru’l-Afazil’in kaleme aldığı “Hidayetu’l-Mustebsirin” kitabı.
  4. Seyyid Macid bin İbrahim Hüseyni Kaşani’nin kaleme aldığı “Şerhi Duayı Arefe” kitabı. [10]
  5. Şeyh Ebu’l-Hasan Şa’rani’nin yazdığı “Tercüme-yi Dua-yı Arefe” kitabı.
  6. Ayetullah Şeyh Lütfullah Safi Gulpeygani’nin telif ettiği “Niyayiş-i Hüseyin der Arafat” kitabı.
  7. Allame Muhammed Taki Caferi’nin kaleme aldığı “Niyayiş-i Hüseyin (a.s) der Sahrayı Arafat” kitabı.
  8. Muhammed Bakır Müderris Bostanabadi’nin yazdığı “Şerh-i dua-yı İmam Hüseyin (a.s)”.