Hz. Ali bir çok hadiste özellikle veda hutbelerinde Peygamberimizin varisidir denilir bunun açıklamasını isterim.


Soru:
 Ben size varislik konusunda bir soru sormak istiyorum. Hz. Ali bir çok hadiste özellikle veda hutbelerinde Peygamberimizin varisi olarak açıklanmıştır. Peki Kur’an-ı Kerim’de niçin açık bir şekilde belirtilmemiştir? Bazıları hilafetin sahibinin ve hakkının Ebubekir’e ait olduğunu söylüyor (Fahr-i Razi gibi). Bu kişiler ayetleri yorumlarken de bu ayetleri, hilafetin Ebubekir’in hakkı olduğu şeklinde yorumluyor. Kur’an-ı Kerim’de niçin açık bir şekilde bu hakkın Hz. Ali’nin olduğu belirtilmemiştir? Eğer açık bir şekilde belirtilmiş olsaydı, bu ikilemler olmayacaktı. Hocam sorumu cevaplarsanız çok memnun olurum. Allah’a emanet olun..

Cevap: Bunun bir çok sebebi vardır ki biz sadece iki tanesine kısaca değinmekle yetineceğiz:

  1. a) Allah-u Teala, diğer dinlerde olduğunun aksine, bu mukaddes dinden (ebedi ve evrensel bir din olduğu için) gönderdiği kitabın tahriflerden uzak kalmasını ve ebediyen korunmasını irade buyurmuştur. Bu yüzden, Allah-u Teala heva ve heves ehlinin hassas oldukları konuları üstü kapalı bir şekilde zikretmiştir ki onların eline Kur’an üzerinde herhangi bir tasarruf ve tahrif bahanesi verilmiş olmasın. Diyeceksiniz ki Allah-u Teala her şeye rağmen kitabını koruyamaz mıydı ki böyle bir yola baş vurmuş olsun? Cevabımız şudur ki, evet Allah her şeye kadirdir; ancak her şeyi kendi yoluyla ve bir takım tedbirler ve vesilelerle gerçekleştirmeyi irade buyurmuştur. Bir çok konuda olduğu gibi bu konuda da Rabbimizin iradesi bu yönde tecelli etmiştir. Mucizevi tasarruflar yoluyla bir takım şeylerin gerçekleşmesi ancak bazı nadir ve zaruri durumlarda söz konusu olur.
  2. b) Bundan da önemlisi, bu mesele ümmet için bir imtihan vesilesiydi. Yani Allah-u Teala bu ümmeti Ehl-i Beyt ve onların da başında Ehl-i Beyt’in babası Hz. Ali (a.s) ile imtihan etmiştir. Nitekim bazı hadislerde Ehl-i Beyt hakkında “İnsanların imtihan edildiği kapı” tabiri kullanılmıştır. Yine Hz. Ali (a.s) ve Ehl-i Beyt hakkında Allah Resulü’nün bir hadisinde şöyle buyrulmaktadır: “Benim Ehl-i Beyt’im sizin aranızda, aynı Nuh’un gemisinin Nuh kavmi arasındaki konumuna ve “Hitta Kapıs”ının Ben-i İsrail arasındaki konumuna benzer.” Hepimiz biliyoruz ki Allah-u Teala Nuh kavmini gemiye binmek ve İsrail oğullarını da Hıtta kapısından girmekle imtihan etmiştir. Gemiye binenler ve “Hıtta” kapısından tevazula girenler kurtulmuş ve girmeyenler ise helak olmuştur. Bu noktayı tespit ettikten sonra, şunu bilmeliyiz ki bu imtihan ancak bu olayın bu şekilde cereyan etmesi ve bu İlahi emrin, gayr-i Kur’anî vahiyle bildirilmesiyle gerçekleşmiştir.
  3. c) Kaldı ki faraza bu olay Kur’an’da zikredilseydi, muhalefet eden heva ve heves sahiplerinin muhalefet etmeyeceklerini mi zannediyorsunuz? Biz asla öyle düşünmüyor ve diyoruz ki hatta Kur’an’da zikredilseydi dahi bu muhalefeti kafaya koyanlar yine de bunu yapacaklardı. Bunun en açık delili, bu adamların hayatları boyu Kur’an’da hükmü açık bir şekilde ortaya konan bir çok konuda yaptıkları muhalefetler ve aykırı icraatlarıdır. Mut’a, zekatta söz konusu olan müellefet-ül kulub payı, abdestte ayakların meshedilmesi yada yıkanması hususundaki içtihatları, Kur’an’a rağmen ayakların yıkanmasına hükmetmeleri, teyemmüm konusu, üç talak konusu vb. bir çok konuda Kur’an ve hadislere yaptıkları açık muhalefetler (kendi tabirleriyle içtihatlar)… Bunların her birisinin hakkında geniş bilgi isterseniz, bu konuda yazılan geniş kitaplara müracaat etmeniz gerekir. Merhum Allame Şerefuddin, halifelerin Kur’an ve hadislere açık bir şekilde muhalefet ederek, yaptıkları içtihatlar hakkında “Nas ve İçtihad” isimli geniş bir eser yazmıştır ki bu konuları geniş bir şekilde, belgeleriyle birlikte (hem de Sünni kaynaklardan) ortaya koymuştur. Eğer işaret ettiğimiz hususlarda bizden belge de isterseniz, inşaallah daha uygun bir fırsatta bunları size takdim edebiliriz Allah’ın lütuf ve inayetiyle.
  4. d) Bu konuda son bir noktaya da değinerek, cevabı noktalamak istiyoruz. O da şudur ki Kur’an’da açık olarak zikredilmeyen konular sadece bunlardan ibaret değildir ki. Daha nice önemli hususlar vardır ki onlar da açık ve detaylı bir şekilde Kur’an’da zikredilmemiştir. Namazın, orucun, haccın, zekatın, ve.. çoğu hükümleri, Kur’an’da yoktur. Bu konuların bir çoğunda, ümmetin ihtilaflara sürüklendiği de hepimizce malumdur. O halde bu soruyu soranlar, mutlaka o konular hakkında da aynısını sormalı ve neden ihtilaf çıkmasın diye onları Kur’an’da açık bir şekilde zikretmemiştir? demelidirler. Evet bizce bütün bunlar, Sünnet kanalıyla tekmil edilmiştir. Zaten Sünnetin ve hadislerin de Kur’an’dan sonra ikinci bir din kaynağı oluşu da bundan dolayıdır.