Tüm Tarikatlara Girdim, Ama Gerçek Huzuru Şia’da Buldum

Shafaqna: Sayın hocam, okuyucularımız için önce kendinizi tanıtır mısınız?

Volkan: Ben Erzurum doğumluyum. 1959 yılında doğdum. 1974 yılında Kuleli Askeri Lisesi’ne girdim. 1982 yılında Kara Harp okulundan, 1983 yılında Tuzla Piyade Okulu’ndan mezun oldum. 1987 yılında İstanbul İktisat Fakültesinde yüksek lisans yaptım. 1989’da Milli Gazete’de personel müdürlüğü yaptım. 1991’de Yörünge Dergisi’nde İngilizce tercüme ve köşe yazarlığı yaptım.

Daha sonra İran’da İslam Tebliğ Kurumuna bağlı İslami Birlik Gazetesi’nde makaleler yazdım. İran’dan dönüşümde Cuma Dergisi’nde makaleler yazdım. Cuma dergisi çok ilgi görünce, yönetim olarak toplandık. Mustafa Karahasanoğlu dergiyi çıkarıyordu. Biz çok satıyoruz dergiyi, çok da ses getiriyor Türkiye’de, neden bunu günlük gazeteye dönüştürmüyoruz, dedik. 12 Eylül 1983’te Akit gazetesini çıkardık. Ben ekonomide yüksek lisans yaptığım için Akit’in ekonomi bölümünün sorumluluğunu bana verdiler. Hem ekonomi editörüydüm, aynı zamanda Cuma Dergisi’nde de köşe yazısı yazıyordum.

Shafaqna: Hocam, genelde o dönemde askeri okula girenler ve askerlik vazifesi yapanlar, bırakın Ehlibeyt’i tanımayı, genelde İslam’la fazla ilgisi olmayan kişilerden seçiliyordu. O dönemde muhafazakar ailelerden askeriyeye fazla kimseyi almadıkları ve İslami kesimin baskı gördüğü söyleniyor, doğru mu?

Volkan: Teğmeliğime kadar ne namaz kıldım, ne oruç tuttum; zaten namaz kılmasını da bilmiyordum. Hiçbir İslami temeli olmayan Kemalist laik bir aileden geliyorum.

Shafaqna: Hocam, babanız da asker kökenli miydi?

Volkan: Hayır, babam milliyetçi-muhafazakar kökenli biriydi. Babam beş vakit namazını kılıyordu; fakat bende böyle birşey yoktu. Annem ve dedem tarafı sosyalist görüşlüydü. Ama Ehlisünnet çizgisindeler. Anne tarafı da baba tarafı da Sünni. Ama dedem Sosyalisti, 2 tane konserve fabrikası vardı; ama fabrikada çalışanların hepsini de ev sahibi yatmıştır, işçilerlerle yemek yemiştir, işçilerle kalkmıştır, gerçek bir sosyalisti dedem. Herkese eşit davranan herkesin hayran kaldığı bir insandı.

Shafaqna: Anneniz mi etkilemiş acaba?

Volkan: Hayır, annem ve dayılarım dedemden etkilenmişler.

Shafaqna: Sonra nasıl tanıştınız muhafazakar kesimle, namaza nasıl başladınız?

Volkan: Sonra teymenliğimin ikinci senesine kadar ben hiç oruç tutmuyordum; hatta harp okulunda dans kursu verdim. Teğmenliğimin ikinci senesinde Emine Şenlikoğlu hocamın eşiyle Sultan Ahmet’te tesadüfen tanıştık. Elinde bir kağıtla adres arıyordu. Ben de dalga geçmek için yanına yaklıştım, dedim hocam yardım edeyim. Sonra konuşmaya başladık, baktım kültürlü bir insan. Sonra baktım ilahiyat bitirmiş, gayet soğuk kanlı ve benim seviyesiz şeylerimi olgunlukla, seviyeli bir şekilde cevap veriyor. Oradan sempati duydum.

4 saat konuşmuşuz, ben farkında bile değilim. Sonra dedi ki Volkan Üsteğmenim, keşke yanımda olsa versem; biz Mektup Dergisini çıkarıyoruz. Ama tüm dergi satan yerlerde var, oralardan alabilirsiniz. Mayıs sayısıydı; onda bir punto gördüm; diyor ki kimseyi Allah’tan fazla sevmeyin; Allah sizi sevdiğinizle vurur. Bu beni etkiledi; çünkü o gece bir rüya görmüştüm. O zaman Edirne Suluoğlu’nda görev yapıyorum. Rüyamda bulutların üstünde bulutlardan yazı var: “Allah’tan fazla hiç kimseyi sevmeyin; Allah sizi sevdiğinizle vurur” diye.

Ertesi gün ben o hocamdan o şeyi alınca ve dergide onu görünce dedim ki ya bu kadar tesadüf olabilir mi? Şu Kur’an-ı Kerim’i bir inceleyeyim, dedim. Suluoğlu’na döndüğüm zaman akşam oturdum, abdestim yoktu. Yatağa uzandım ve bir roman okur gibi Kur’an’ın Türkçesini okumaya başladım. O sırada uyuya kalmışım, Kur’an  yere düşmüş. Saat bir civarıydı. Bu sırada bir tokat yedim, öyle böyle bir tokat değil yani. Bekarım da birden bire yataktan fırladım. Paldır küldür hemen botlarımı ve eğitim elbisemi giydim, koşarak tabura döndüm. O zaman bölük komutan vekiliydim, askerlere dedim ki  yatağı bu odaya çekin, ben bu gece burada kalacağım. Ondan sonra o benim İslam’a dönüşüm oldu.

Rahmani bir tokat yedim; odada kimse yoktu, tek başıma kalıyordum ve yanağım kıpkırmızı olmuştu. Hemen aynaya baktım, yüzümü yıkadım. Sonra hemen orada namaza başladım. Hatta bir ay sonra da Ramazan ayıydı; ömrümde ilk defa 22 yaşımda oruca başladım. Fakat ilk dönemlerde, ilk döndüklerinde çok ateşli olurlar; namaza adabına falan çok dikkat ederler. Bir de dini konularda kitap okumaya başladım. Tabii ilk olarak Türkiye Gazetesi’nin yayınları vardı; orduda da o çizgide olanlar çoktu bizim zamanımızda. Öyle Fetöcü falan yoktu. Nurcular vardı, Yeniasya gazetesi okuyanlar. Ben tabii bu kez suratle Kur’an’ı öğrenmeye başladım. Bir asker vardı, o bana Kur’an öğretmeğe başladı.

Shafaqna: Bu yönelişiniz komutanlar tarafından tepkiyle karşılndı mı, yoksa normal miydi?

Volkan: Karşılandı, bir tabur komutanımız vardı; kurmay binbaşı, fakat tümene tayin olmuştu. Beni Edirne’ye çağırttı. Gittim, ya dedi, Volkan, sen Atatürkçü bir babanın, böyle modern bir annenin oğlusun, duydum ki sen namaz kılmaya başlamışsın, tesettürü savunuyormuşsun. Çok şaşırdım, dedi. Senin gibi modern ve aydın bir insan nasıl böyle şeylere yönelebilir, dedi. Tesettür var mı ki, dedi. Ben de hazırlıklı olarak, Diyanet İşlerinin cep Kur’an’ını cebime bırakmıştım; çünkü beni niye çağırdığını biliyordum. Sonra Kur’an-ı Kerim’in Nuh Suresi 31 ve 32. ayetini, Ahzap Suresi 59 ve 60. ayetlerini açtım, gösterdim.  Bakın komutanım dedim, burada resmen tesettür emri var.  Ne dedi biliyor musunuz? Ya dedi, ben bilmiyordum; burada resmen yazıyor. Başka Kur’an’larda da aynısı mı yazıyor, dedi. Istediğiniz meale bakın, hepsinde aynısını yazıyor, dedim. Vay canına dedi, o zaman bu Kenan Evren bizi kandırmış! Yalan söylüyor, dedi. Bakın olayın acizliğine bakar mısınız! Bir subay dini Kenan Evren’den öğreniyor, onun dediğine göre inanıyor.

Shafaqna: Ondan sonra ne oldu? Ehlibeyt mektebi ile nasıl tanıştınız?

Volkan: Ondan sonra üsteğmen oldum. O dönemde Mahmut Hoca cemaatine intisap ettim. Bu arada Nurcu, Nakşi, Rufai, Melami, Mevlevi, Cerrahi, Kadiri cemaatlerinin hepsine girdim. Hepsinden birşeyler öğrenmeye çalışıyordum. Hangisi daha güzel, hangisi daha doğru diye. Kadiri ve Haydar Baş grubuna da katıldım, ama hiç birisine tabi olmadım. Gerçek huzuru Şia’da buldum.

Shafaqna: Niye tabi olmadınız? Sizi ikna etmeyen, sizi doyurmayan bir şey mi vardı?

Volkan: O grupların kültür seviyeleri çok zayıftı. Hitabetleri, davranışları beni tatmin etmiyordu, bazı söylemler bana cahilce geliyordu. Mektubattaki bazı ifadeler; mesela diyor ki alime, hocanıza soru sormayacaksınız, bu edepsizliktir. Başınız önünüzde olacak, yüzüne bakmadan konuşacaksınız gibi şeyler. Yani bir nevi Budizim ve Brahmanizm gibi Uzak Doğu’daki dinler gibi; zaten Nakşibendilik oralardan gelmiş yerleşmiş bir akide. Onlardan da etkilenmişler. Onlardaki ritüellerden de etkilenmişler. Sonra baktım ki beni en çok etkileyen Mahmut Hoca’nın grubu oldu. Çünkü Mahmut Hoca Efendi çok sade yaşayan ve Resulullah’ın sünnet-i seniyyesine uyan, kıyafeti, yeme adabı, oturma kalkma gibi. O beni daha çok cezbetti. Bir de üstün ahlakı; çok mütevazi, çok az yiyen, çok az uyuyan biri. Ben kendisiyle on gün itikafa girdim. Üsteğmenken odada ikimiz kaldık.

Shafaqna: Bu tarikatlar içerisinde Mahmut Hoca Efendi grubu mehdeviyet, tevessül, keramet gibi konularda Şia’ya çok yakın olmalarına rağmen Şia’ya en fazla karşı olan, ona muhalefet eden ve aleyhinde konuşan yine bunlar. Acaba bunlar Ehlibeyt mektebi hakkında bilgileri mi yok, yoksa bunlar siyasileşti mi? Bu yüzden mi Şia’yı hedefe yerleştirmişler?

Volkan: Bu sonradan olan bir şey değil; onlar başından beri Şia’ya en düşman olan grup; yani Nakşibendiler. Ben o zamanlar Şia’yı tanımıyordum. Sadece bir kez Iğdırlı bir asker vardı; ona sordum, sen Şii misin diye. O da evet, dedi. Şu taşa tapanlardan mı, Hazreti Ali’ye Allah diyen veya peygamber diyenlerden misin, dedim.

Shafaqna: Siz bunları nereden duymuştunuz? Şia’nın taşa taptığı gibi şeyleri. Mahmut Efendi tarikatından mı öğrenmiştiniz?

Volkan: Evet, onlardan öğrendim. Yoksa hayatımda hiç Şia’yla karşılaşmamıştım. Orada Şiiler kafirdir, İslam dışıdır, diye söylemler vardı. Malesef Şia’yla ilgili hiçbir şey bilmiyorlar.

 

tr.shafaqna.com