Şİİ OLMAMIN SEBEPLERİ

Benim şii olmamın bir çok sebepleri vardır ki bu kısa fırsatta bir kaç tanesini saymakla yetineceğim:

        1- Hilafet Hususundaki Naslar:

Ben ilk araştırmaya başladığımda kendi kendime, sadece her iki fırka’nın da kabul ettiği hadislere istinad etmeye ve bir grubun kabullendiği rivayetlerle yetinmemeye söz verdim. Bu taahutla Ebubekr ile Ali ibn-i Ebi talip’ten hangisinin daha üstün olduğu mevzusunu birde hilafet’in şia’nın iddia ettiği gibi nass ile Hz. Ali’ye mi ait olduğunu yoksa Ehl’i sünnet’in iddia ettiği gibi hilafet, şura ve seçimle mi olması gerektiğini inceledim.

Bu konuda sahih bir şekilde araştıran birisi, Ali *a.s. hakkındaki naslann çok açık ve vazih olduğunu görür; örneğin: “Ben kimin mevlasıyımsa, Ali’de onun mevlasıdır”, Hz, Resuluılah bu sözünü veda hacından döndüğünde buyurmuştur.

Bunun üzerine Hz. Ali (a,s.) için tebrik arzetmeye mahsus bir çadır kurdurmuş. Hatta Ebubekr ve Ömer, Hz, Ali’yi tebrik ederek şöyle demişlerdi; Ne mutlu sana ey Ebu Talib’in oğlu, artık bizim ve her mü’min ve müminenin mevlası oldun.” (1)

Bu hadisi, şia ve sünni herkes nakletmiştir. Ben yalnız
——————-

1. Musned’i İmam Ahmed ibni Hanbel . c.4, s.281 – Sırr’ul alemin, İmam Gazali s.12 – İbn’i Cevzinin Tezkire’tul Hevas kitabı. s. 29. Riyazun Nezre, Teberi c. 2. s.166 –  Kenz’ul Ummal c.6 s. 397.
El’bidaye ven’Nihaye ibn’i Kesir’in c. 5. s. 212,
İhn’i Esakiri Tarihi  c. 2. s. 50.
Razi’nin Tefsiri, c. 3. s. 63.
El’havi ul fetava, Suyuti’nin c. 1. s. 112.

185

Ehl-i sünnet’in kaynaklarından şahid getirdim ve Ehl-i sünnetin kaynaklarındnda sadece az bir kısmını zikrettim. Tefsilatlı olarak konuyu araştırmak isteyenlerin Allame Emini’nin yazmış olduğu şimdiye kadar 13 cildi basılmış olan “El’gadir” isimli kitabı okumalarmı tavsiye ediyorum. Sözkonusu kitapta, bu hadisi nakleden Ehl-i sünnet ravilerinin isimleri yazılmıştır.

Ama Ebubekr’in Sakife’de seçilmesine ve daha sonra mescid’de ona biat edilmesine dair iddia olunan icma’ya gelince, böyle bir iemayı iddia etmek delilsiz bir iddiadan ibarettir Ebubekr’in hilafeti hususunda nasıl böyle bir icma olabilir; oysa ki Ali (a.s.) ve ibn’i Abbas ve diğer Beni Haşim, Ebubekr’e biiit etmediler ve usame’tibni zeyd, Zübeyr, Selman’ı Farsi, Ebuzer’i Gıfarİ, Mikdad ibn’i Esved, Ammar ibn’i yasir, Hüzeyfe’t’ibn’i yeman, Hüzamet’ibni sabit’ Ebu Bureyde’til Eslemi, Bera ibni Azib, Ubeyibni Ka’ab, Sehl ibni Henif, Sad ibni Ubade, keys ibni Sad, Ebu Eyyub Ensari, Cabir ibni Abdullah, Halid ibni sa ‘d ve bunlardan başka bir çok sahabi Ebubekr’e biat etmediler. (ı) ,

Öyleyse iddia edilen icma nerede kalmıştır? Hatta yalnız Ali (a.s.)nin biat etmemesi, o icma ve ittifakın ihıalı için yeterlidir; çünkü eğer onun Resulullah tarafından tayin edildiğine dair nassın olmadığını kabul ctsek bile en azından Resulullah (s.a.v) hilafet için müslümanlara gösterdiği tek aday idi.

Gerçeğe bakılacak olursa Ebubekrin biatı meşverctsiz yapılan bir biat idi. Ehl-i hal ve akd olanlar’ın ResuluIlah (s.a.v,) m cenazesini kaldırmakla meşgu’l olmaları fırsat
—————

1. Tarih’i Teberi – Tarihi ibni Esir – Tarih’i hülefa, Tarih’ul Hemis. El’istiyab ve Ebubekir’in biatını yazan her tarih.

186

bilinerek halk gafil avlanmıştır ve çoklarından zorla biat alınmıştır. (1)

Hz. Fatime’nin evine toplanıp biat etmek istemeyenlerin, evden çıkmadıkları taktirde, evin içindekilerle birlikte yakılmakla tehdit olunmaları, Ebubekir’e biat toplamada baskının ne derece şiddetli olduğunu göstermektedir.

Bütün bunlarla birlikte nasıl biat’ın icma ve şura ile olduğu söylenebilir? Ömer’in kendisi itiraf ediyor ki, Ebubekir’e yapılan biiit birdenbire vuku bulmuş tedbirsiz – hesabsız bir iş idi ki Allah müslümanları onun şerrinden korudu.

Ve yine Ömer; “Her kim bunun benzerini yapmaya kalkışırsa onu öldürün”, “Her kim aynı şekilde kendine biat toplamaya kalkışırsa ve ona biat edenin biaıt batıldır”. demiştir. (2)

Ve imam Ali (a.s.) bu biatle ilgili olarak buyuruyor ki “Vallahi Ebu kuhafe’nin oğlu (Ebu bekr) hilafeti bir gömlek gibi giyindi Oysa o daha da iyi biliyordu ki ben hilafete nisbetle değirmen taşının mili gibiydim, hilafet benim çevremde dönerdi; sel benden akardı; uçtuğum yerlere hiç bir kuş uçamazdı.” (3)

Ensar’ın büyüğü olan Sa’d ibn’i Ubade, Sakife’de Ebubekr ve Ömer’e karşı çıkarak bütün gücüyle onları hilafetten uzaklaştırmaya çalıştı ama hasta olduğundan dolayı ayakta duracak hali bile olmadığından onlarla baş edemedi. Hatta ensar, Ebubekr’e biat ettikten sonra sa’d dedi ki: “Vallahi kendi aşirem ve ailemle seninle savaşıp, oklarımın hepsini sana doğru
——–

1- Tarih’ul hülefa . ibn’i Kuteybe – c.1. s. 18.
2- Sahihi Buhari, c. 4. s. 127.
3- Muhammed Abduh’un Nehc’ül Belaga Şerhi. c. 8. s. 24 – Şıkşıkıyye Hutbesi.

187

atacağım; Vallahi insanlar ve cinler hepsi seninle olsa bile ölünceye dek sana bi’at etmeyeceğim”.

        Bu yüzden o hiç bir zaman onların arkasında namaz kılmadı ve onların topluluğu na katılmadı ve onlarla birlikte savaşa çıkmadı. Hatta kendisine yardımcı bulsaydı onlarla savaşırdı. Ömer’in halifelik döneminde şam’da vefat edinceye kadar bu şekilde kaldı.ı

Eğer bu biat Ömer’in dediği gibi hesapsız yapılan bir oldu – bitti biatı idiyse – Gerçi Ömer’in kendisi bu bi’atın gerçekleşmesinde ve muhaliflerin saf dışı bırakılmasında en büyük rölü üstlenmışti – ve eğer Hz. Ali’nin buyurduğu gibi Ebubekr hilafetin hakiki sahibinin başkası olduğunu bildiği halde onu bir gömlek gibi giyindiyse ve Ensar’ıo büyüğü olan sa’dın dediği gibi bu biat zalimane bir bi’at idiyse ve eğer bu bi’at, Peygamber’in amcası Abbas gibi ashabın büyüklcrinin katılmadıkları için gayri meşru idiyse artık Ebubekr’in hilafetinin doğru olduğuna dair nc dclil vardır?

Ehl-i sünnet ve cemaet’in bu hususda hiç bir cevapları yoktur.

Netice (2) olarak şianın bu husustaki görüşü haktır; çünkü Hz. Alinin hilafetine dair ehl-i sünnet kitaplarında bir çok kesin deliller (nasslar) mevcuttur ki ehl-i sünnet, ashabın makamını korumak için onları tevil etme yoluna, gitmiştir.

O halde insanı bir insanın, nasıarı kabul etmekten başka bir çaresi yoktur; Özellikle hadiseyi muhtclif yönleriyle incelerse bu hususda asla zorluk çekmez,
—————

ı- Tarih’ul hulefa, c. 1. s, 17,
2- Du konuda, Ehd’ul Fettah ebd’ul Maksudun ” Es Sakife vel Hilafe” ve Muhammed Muzaffer’in “Es Sakife” isimli kitabına müracaat ediniz.

188

                     2 – Hz. FATİME (A.S.) NİN EBU BEKİR’LE İHTİLAFI

Bu olayda, yine şia ve Ehl-i sünnct’in ittifak ettiği bir olaydır. Aklı başında olan ve insanı birisi, Hz. Fatime’ye zulüm olduğuna da itiraf etmese en azından bu olayda Ebubekr’in hatasına itiraf etmekten başka bir çaresi yoktur. Hatta bu üzücü hadiseyi etraflıca inceleyen birisi mutlaka Ebubekr’in – bile bile Fatime’ye eziyet ettiğine ve onun sözünü yalanladığna kanaat eder. Böyle yaptı ki Hz. Fatime, amcası oğlu olan kocasının halifeliğine dair Gadir’i Hum ve benzeri rivayetıere istinat etmek için münasıp bir ortam bulamasın.

Bu konunun nişaneleri çoktur, Mcsela: tarih kitapları yazmıştır ki, Hz. Fatime, Ensar’ın toplantılarına gelip onlardan yardım istedi ve amcası oğlu Ali’ye biat cımclerini istedi; ama onlar: “Ey Resulullah’ın kızı; bizim artık bu kişiyle biatımız olup bitmiş. Eğer amcan oğlu Ali, bundan önce hilafcti eline alsaydı şüphcsiz ondan başkasına biat ctmczdik”. dediler öte yandan Hz. Ali (a.s.), “Acaba onlar benim Resulullah’ın (s.a.v) ın cenazesini derinsiz kefensiz yerde bırakıp gelmemi ve onlarla hilafet üstünde savaşmamı mı istiyorlur” dedi.

Ve Hz, Fatime (a,s.) buyuruyordu ki: Ebul Hasan (İmam Ali) a.s. (Resulullah’ın defn ve kefeniyle meşgul olmakla) doğru olanı yaptı; ama diğerleri (kendi başlarına, halife seçmekle) Allah’ın sorgu – sualını ve cezasını gerektiren bir işe giriştiler. (1)

        Eğer Ebubekr’in yaptığı sırf bir hatadan ibaret olsaydı, Hz. Fatime’nin tekrar – tekrar hakikatı açıklaması onu ikna ederdi;
——–

1- Tarih’ul hülefa .ibn’i Kuteybe – c.1. s. 19.
İbn-i Ebi’l Hadid ‘in Nehc’üi Belağa’sının Şerhinde Ebubekir’in biatında

189

ama Hz, Fatime sözlerinin hiç te’sir etmediğini görünce gazab etti ve ölünceye dek Ebubekr’le konuşmadı. Çünkü her defasında Hz, Fatime’nin sözlerini reddedip şehadetini kabul etmediler, Bu yüzden Hz, Fatime onlardan hiç birinin, cenazesini kaldırmak için gelmelerine bile razı olmadı ve vasiyeti üzerine gizlice geceleyin defnedildi.1

Hz. Fatime’nin toprağa verilmesinden söz ortaya. geldiği için, ben araştırmayla meşgul olduğum yıl1ara ait bir incelernemi burada nakledeceğim Ben o dönem içerisinde Medine’ye gidip orada bazı hakikatları yakından inceledim ve şu sonuca vardım ki; Hz, Fatime’nin kabri hiç kimse tarafından bilinmiyor, Bazıları Fatıma’nın kabrinin, Peygamber’ın zarihinde, bazıları Peygamber’in odasının önünde olan kendi – evinde ve bazıları ise, Baki mezarlığında ehl-i beytin kabiderinin içinde defnedildiğini söylüyorlar.

Bu ilginç bir mes’eleyi incelemekten şu sonuca vardım ki, Hz. Fatime bu yolla, asırlar boyunca müslümanların birbirlerinden “Niçin Hz. Fatime, (a.s.) kocasından, gece toprağa verilmesini ve muhaliflerin onun cenazesine gelmemesini istediğini sormalarını ve böylece müslümanların tarihi inceleyerek bazı üzÜcü gerçeklere ulaşmalarını sağlamak istemiştir.

Yine Medine’i Münevvere’yi ziyaretim sırasında gördüm ki,
Osman ibn’i effan’ın kabrini ziyaret etmek isteyen, Baki’nin sonuna kadar gidip orada duvarın dibinde Osman’ın kabrini bulması gerekir. Ama sahabenin çoğunun kabri, Bakl’nin girişindedir; Hatta tabiin’in sonlarından olan Maliki mezhebinin
—————

1-Sahih-i Buhari, c. 3. s. 36 -Sahih-i Müslim, c.2. s.72. (Lanüverrisu vema tereknahu Sedegetün) babında.

190

sahibi imam Malik ibn’i Enes bile Peygamber’in kadınlarının kabrinin yanında toprağa verilmiştir.

Böylece bana, tarih yazarlarının, Osman’ın “Haşş-ı Kevkeb” denilen yahudilere ait bir yerde toprağa verildiğine dair yazılarının doğruluğu isbat oldu. Tarihçiler, Osman’ın, Peygamber’in Baki’de toprağa verilmesine müslümanların müsade etmediklerini bu yüzden onun Haşş-ı kevkeb’de toprağa verildiğini ama Muaviye’nin kendi hilafeti döneminde Osma’ın kabrinin de Baki’de yeralması için Bakinin yanında yeralan o yeri yahudilerden satın alarak Baki’ye eklediğini yazmışlardır.

Şaşırıyorum ki Hz, Fatime (a.s.) babasından sonra ona ilk iltihak eden olmasına ve babasının vefatıyla onun vefatı arasında en fazla alu ay kadar bir süre geçmiş olmasına rağmen niçin babasının yanına defnedilmedi. Eğer Hz. Fatime (s.a.)nin kendi vasiyeti üzerine geceleyin toprağa verilmesi babasının kabrinin yanına defnedilmemesine sebep olduysa, neden torunu Hz. Hasan’ın cenazesi ceddi Resuluılah’ (s.a.v.)ın kabrinin yanında defnedilmedi?!

Evet mü’minlerin annesi Aişe buna karşı çıktı; İmam Hüseyin, kardeşinin cenazesini, ceddi Resulullah’ın kabrinin yanında defnetmek için geldiğinde Aişe bir katıra binerek halka seslendi: “Benim sevmediğim birini benim evimde defnetmeyin!”

Bunun üzerine Beni Haşim ile Beni ümeyye karşı karşıya geldiler; Ama İmam Hasan’ın onun için kan dökülmemesi hususundaki vasiyetini nazara alarak Hz. Hasan’ın cenazesi orada defnolunmadı. İmam Hüseyin “kardeşimin cenazesini ceddimin mezarına tevaf ettirdikten sonra Bakide defnedeceğiz”. diyerek olayın büyümesine mani oldu.

Bu olay üzerine İbn’i Abbas Aişe,ye hitaben söylediği meşhur şiirinde şöyle diyor:

191

        Bir gün deveye (1) bir gün katıra (2) bindin
Eger birazda yaşasan file binmenden korkarım.
Senin Peygamberden mirasın sekizde birin dokuzda biridir.
Oysa sen mirasın hepsine sahip cıktm.

Bunun kendisi de gizli kalan hakikatların biridir. Peygamber’in dokuz hanımının olmasına rağmen Aişe nasıl evin hepsine sahip çıkabilir?

Birde eğer Peygamber, Ebubekr’in Hz. Fatime’ye karşı dediği gibi miras bırakmıyorsa – ki Ebubekr buna istinaden onu ba basının mirasından mahrum bıraktı – Aişe nasıl Peygamber’den irs hakkına sahip olabiliyor? Acaba Kur’an’da böyle bir ayet mi var ki insanın karısının kendisinden irs alma hakkı olsun da kızının böyle bir hakkı olmasın? Yoksa işin gerçeği siyaset icabı her şeyin değiştirildiği ve istenilen şekle sokulduğudur. Evet kadına her hakkı veren siyaset aynı anda kızı her hakkından mahrum bırakabiliyor!

Yeri geldiği için bazı tarihlerin Peygamber (s.a.v.)in mirası ile ilgili olarak yazmış oldukları bir zarif kıssayı anlatayım İbn-i Ebi’l Hadid, Nehcülbelaga’nın şerhinde naklediyor ki: Osman’ın hilafeti döneminde bir gün Aişe ilc Hafsa onun yanına geldiler ve Peygamber’den yetişen mirası aralarında bölmesini osman’dan istediler. Osman yaslanarak oturmuştu; bunu duyunca doğrulup Aişe’ye hitaben şöyle dedi: “Sen ve yanındaki bu kadın, kendi bevli ile kendisini yıkayan bir çöl arabını bulup
————

ı- Deve’ye binip cemel savaşını başlatmasına işarettir. (Cemel,deva manasınadır, )
2- Katıra binmesi de katıra binip İmam Hasan’ın  cenazesinin önüne geçip Resulullah’ın kabrinin yanında defnedilmesine engel olduğuna işarettir.

192

getirdiniz ve onu şahit tutarak dediniz ki ResuluIlah “Biz peygamberler kendimizden sonra miras bırakmayız” diye buyurmuştur. Eğer gerçekten Peygamberler miras bırakmıyorsa o zaman siz ne istiyorsunuz? ve eğer miras bırakmışsa peki neden Fatime’nin hakkının verilmesini önlediniz?!

Bunun üzerine Aişe Osman’ın yanından kızarak ayrıldı ve dedi “Bu ahmak ihtiyarı öldürün ki o kafir olmuşturr’ (l)

                     3 – Hz. Ali (A.S.)UYULMA YA DAHA LA YIKTIR

Beni, baba ve dedelerimin sünnetini terkederek şii olmaya sevkeden sebeplerden birisi de, Hz. Ali (a.s.)yi Ebubekir’le akli ve nakli bakımdan mukayese etmek idi.

Geçmiş konularda dediğim gibi ben incelemede yalnız şifi ve Ehl-i sünnetin ittifak ettiği görüş ve hadislere itibar ediyorum. Bu esasa dayanarak iki fırkanında kitaplarını
incelediğimde Hz. Ali (a.s.)nin haricinde hiç bir kimsede ittifak ettiklerini görmedim. şia ve Ehl-i sünnet Hz. Ali’nin imameti konusunda İttifak etmişler ve bu konu her iki fırkanın kitaplarında yeralan naslarta sabittir. Ama Ebubekr’in halifeliğine müslümanların sadece bir grubu kaildir.

Geçen bölümde Ebubekir’e bifit toplama hadisesi hakkında Ömer’den naklettiğim söz de buna şahittir.

Hz. Ali (a.s.)nin faziletleri hakkında şia kaynaklarında yeralan hadisler, Ehri sünnetin kabul ettiği doğru senedIeric sahih kitaplarında da yeralmıştır. Bir de bu hadisler bir sencdie değil çeşitli senedieric naklolunmuştur ki artık bunların doğruluğunda hiç bir tereddüte yer kalmıyor.
——————

1- İbn-i Ebi’l Hadid’in Şerhi, s. 16, 220 – 223.

193

Hz. Ali (a.s.)nin fazileti hakkında sahabe çok sayıda hadis nakletmişlerdir, Hatta İbn’i Mace bu konuda diyor ki: Resulullah’ın ashabının içerisinde, Ali (a.s.) den daha fazla fazileti hakkında hadis naklolunan birisi yoktur” (l)

Yine Gazi İsmail, Nesai ve Ebu Ali Nişaburi demişler ki: Hz. Ali (a.s)nin fazileti hakkında sahih senedlerle naklolunan hadislerin benzeri, ashaptan hiç birinin hakkında nakledilmemiştir” (2)

Bunun önemi o zamanın zor şartları gözönüne alındığında daha da iyi anlaşılır. Zira Emeviler, hakimiyetini ellerinde bulundurdukları tüm İslam memleketlerinde, müslümanları Hz. Ali’ye lanet ve seb etmeğe zorluyorlardı ve o dönemde Ali (a.s.) nin faziletlerini nakletmek tamamen yasaklanmıştı. Hatla birisinin çocuğunun ismini Ali koymasına bile Emeviler musade etmiyordu. Bütün bu şiddet ve baskıya rağmen yine Hz. Ali’nin fazilet ve menakibi bunca sahih hadislerle nakledilmiştir.

Bu yüzden imam Şafii Hz. Ali(A.S) hakkında: “Ben, düşmanlarının hesadeti yüzünden, dostlarının ise korkudan faziletlerini gizlemiş olmasına rağmen faziletleri doğu ile batıyı dolduracak derecede neşrolan bir kişiye şaşırıyorum” demiştir.
—————–

1- Müstedrek’i Hakim (Sehiheyn’e) c. 3. s. 107.
– Menakibi Harezmi. s. 3. ve 19.

– Tarih’ul Hülefa, Suyuti’nin, s. 168.
– İbn’i Hecer’in Sevaik’ul Muhrike’si s. 72.

– İbni Asakir’in tarihi. c. 3. s. 63.
– Heskani-yi henefinin Şevahid’ut’ tenzil’i c. 1,  s. 19.

2- Teberi’, Riyaz’un nezire, c. 2. s. 282.
İbn’i Hacer, Sevâik’ul Muhrike, s. 118 ve 72.

194

Ama Ebubekir’in hakkında her iki fırkanın kitaplarını araştırdım; lakin onun faziletlerinden şia kaynaklarında bir şey zikrolunmadığını ve Ehl-i sünnet kitaplarında bile Hz. Ali’nin fazileti kadar ona fazilet zikredilmediğini gördüm. Öte taraftan Ebubekirin faziletiyle ilgili hadislerin, çoğu kızı Aişe’den nakledilmiştir. Aişe’nin de Hz. Ali(a.s) ye karşı nasıl tavır takındığını geçmiş bölümlerde gördük. Şüphesiz o bütün gücüyle hatta yalan hadis uydurmak yoluyla da olsa babasını desteklemeğe çalışıyordu.

Bir de bu tür hadisler, Abdullah ibn-i Ömer’den naklolunmuştur; O da Hz. Ali’ye muhalif olanların safındadır. Hatta tüm halk Hz. Ali(a.s)ye biat ettiğinde bile yine o biat etmedi.

Onun nakletliği hadislere göre, Resulullah’dan sonra halkın en üstünü Ebubekir, sonra Ömer, sonra Osman’dır ve bunların haricinde diğerlerinden üstün olan yoktur ve halkın hepsi bir seviyededir.(1)

Abdullah ibn’i Ömer bu gibi hadisler le imam Ali’yi islamda hiç bir özel fazilete sahip olmayan sıradan bir normal insanın seviyesine düşürmek istemiştir. Abdullah ibn’i Ömer’in bu sözleri, biraz önce ümmetin büyük alim ve önderlerinin Hz. Ali’nin fazileti hakkında söylemiş oldukları sözleriyle hiç bağdaşır mı?!

Naklettığimiz gibi onlar “Hz. Ali(a.s) nin fazileti hakkında “sahih” ve “hasan” senedlerle naklolunan hadisler kadar ashaptan hiç birinin hakkında nakledilmemiştir” demişlerdir.
Acaba Abduııah ibn’i Ömer, Ali(a.s)nin hakkında bir hadis de mi duymamıştl? evet valIahi duymuş ve ne manaya geldiğini
————–

1-Sahih-i Buhari, c.2, s.202

195

iyice anlamıştı ama o gerçekleri alt-üst edebilen ve olmadık bid’atler türetebilen bir siyaset icabı, onların tümünü inkar etmmeye kalkışmıştı.

Ebubekir’in faziletlerini bu ikisinden başka Amr ibn-i As, Ebu Hureyre, Urve ve Ekreme de nakletmişler. Tarih, bunların hepsinin de Hz. Ali(a.s) ile düşman olup kılıçla veya başka vesilelerle onunla şavaştıklarını kaydetmiştir.

Hz. Ali (a.s)nın düşmanları onunla yalnız silahla savaşmakla kalmayıp onun muhalif ve düşmanlarının faziletleri hakkında da hadis uydurmak yoluyla da onunla savaşmışlardır.

İmam Ahmed ibn-i Hanbel diyor ki: “Ali (a.s)nin düşmanı çok fazla idi. Düşmanları, Hz. Ali’yi kötülerneye yarayacak bir hatasmı bulmak için çok araştırdılar ama hiç bir şey bulamadılar. Bu yüzden onunla savaşan, mukatele eden düşmanlarını arayıp hile yoluyla onların faziletleri hakkında bolca meth-u sena yaydılar” (l)

Allah’u Teala buyuruyor ki: “Onlar bir kurgu kuruyorlar ! ben de bir kurgu kuruyorum; mühlet ver kafirlere ki ben alara kısa bir mühlet veririm” (2)

Şüphesiz altı asır boyunca zalimlerin onun kendisine ve ehl-i beytine ettikleri zulüm ve baskılara rağmen Ehli beyt’in faziletlerinin bu şekilde meydana çıkması, Allah’ın Peygamber’ine inayet buyurduğu mucizelerdendir. Çünkü bbasiler’in, Resulullah’ın Ehl-i beytine karşı zulüm, buğz ve kinleri, Emevilerden az değildi. Abbasi döneminin meşhur
———

1-Feth’ul’bari, c.7.,s.83.
-Tarih’ul hülefa, Suyuti, s.199
-Savaik’ul muhrike, İbn-i Hacer, s.125 .
2-Tarık süresi, 15,16 ve 17. ayet

196

şairlerinden olan Ebu Feras Hemdani bu hususta şöyle diyor: “Ey Abbas oğulları, Beni Ümeyye oğullarının Resulullah’ın evlatlarına verdikleri zulümler ne kadar da çok olsa yine sizin zulmünüze ulaşmaz. Sizler dine nice hiyanetler ettiniz Resulullah’ın soyundan ne kadar temiz kanlar döktünüz. kendinizi Resulullah’m izleyicileri olarak tanıtımız Oysa parmaklarınızdan henüz onun evlatlarının kanları damlıyor.”

Bütün bu zor ve zulüme dayalı hükümdarların istememesine rağmen’ () karanlık ve siyah bulutlar içerisinden Hz. Ali ve ehI-i beyti hakkında bunca sahih hadisler zuhur etmiş ve mahfuz kalabilmişse bu AlIah’u Teala’nın tüm insanlara hüccetini tamamlamayı irade ettiği içindir. Öyle ki artık kimsenin hakkı tanımak hususunda bir bahnnesi kalmasın.

Ebubekr’in ilk halife olup kuvvet ve kudretin onun elinde olmasına ve Ümeyye hükümdarlarının Ebubekir, Ömer ve Osman’ın fazileti hakkında yalan hadis uyduran ravilere özel bahşiş ve rüşvet tayin etmiş olmalarına rağmen ve bütün bunların neticesinde Ebubekr’in fazilet ve methi hakkınkda sayısızca asılsız hadislerin uydurulup yazılmnsına rağmen yine de bütün bu hadisler Hz. Ali(a.s) ın fazileti hakkında nakledilen sahih hadislerin yüzde birisine bile ulaşmıyor.

Bunlara ilaveten, eğer Ebubekr’in hakkındn ynzılan hadisler tahlil edilip incelenecek olursa, görülür ki bu hadisler, tarihin onun hakkında kaydettiği gerçeklerle asla bağdaşmıyor. Bu yüzden kabul edilmeleri akıı ve şeriat’a uygun düşmez. Bunun bir örneğini, Ebubekr’in imanının tüm islam ümmetin imanından daha ağır olduğuna dair nakledilen hudisi incelediğimizde gördük. Şüphesiz eğer Resulullah(S.A.V) Ebubekr’in böyle bir imana sahip olduğunu buyurmuş olsaydı, Usame’ibn’i Zeyd’i ona komutan olarak seçmezdi  vc Uhud savaşında ölenlerin hakkındn verdiği şehadet gibi onun

197

hakkında da şehadet vermekten çekinmezdi ve ona hitaben; “Bilmiyorum benden sonra neler yapacaksın”(1) diye buyurmazdı.

Ve yine onun öyle bir imana sahip olduğunu kabul ctseydi, Hz. Ali(a.s) yi onun peşisıra gönderip “Bera’et” süresini onun elinden almaz ve onu sözkonusu süreyi tebliğ etmekten men’etmezdi. (2)

Keza Hayber muharebesinde Ebubekr ve Ömer yenik döndükten sonra, Resulullah; “Bayrağı yarın öyle birisine vereceğim ki Allah ve Resulunu sever; Allah ve Resulü’de onu sever; O, öyle bir kaharamandır ki hiç bir zaman firar etmez ve Allah onun kalbini imanla imtihan etmiştir ” (3) buyurarak bayrağı Hz. Ali’ye vermezdi. Eğer Allah katında Ebubekr’in imam, tüm Hz. Muhammedin ümmetinin imanından ağır ve üstün olsaydı Ebubekir, scsini Pcygamber’in scsindcn daha yükseltmesi üzerıne AHah’u teala onu tchdit ederek amellerinin tümünün batıl ve hiç olabileceğine dair ayet indirmezdi. (4)

Ebubekir’in imanı bu derecede olsaydı, Hz. Ali vc ona tabi olan sehabiler ona bi’at etmemeğe israr etmezlerdi. Yine eğer Ebubekrin imam bu derecede olsaydı Hz. Fatime ona gazap eylemezdi ve onunla konuşmaktan ve selamının cevabını vermekten kaçınmazdı ve her namazdan sonra Ebubekir’e
——–

ı- İmam Malik’in Muvatta,  c.1, s.307- Mağazi’i Vagidi, s. 3 lO.
2- Sahih’i Tirmizi c. 3. s. 339- Müsned’i Ahmed ibn’i Hanbel c. 3. s. 319- Müstedrek’i Hakim c. 3. s. 51
3- Sahih’i Müslim, Ali(a.s) nin fazileti babında
4- Sahih’i Buhari c.4. s. 184

198

beddua edeceğini söylemezdi. (1)

Ve onun cenaze merasim’ine katılmamasına dair vasiyette bulunmazdı. Ve eğer Ebubekir böyle bir imana sahip olsaydı, ölüm anlarında “Hz. Fatime’nin evine girmemeyi ve fücaet – üs selemi’yi yakmamış olmayı ve Sakife de hilafeti Ömer veya Ebu’Ubade’ye vermiş olmayı arzu etmezdi. (2)

Başka bir tabirle bu derecede imana sahip olan yani imam tüm ümmetin imanından üstün ve ağır olan birisi, son anlarında Hz. Fatime’ye karşı yaptıklarından, Fucae üs Selemi’yi yaktığından ve halifeliği üstlenmiş olmaktan pişman olmazdı. Ve beşer olmayıp da tüy yahut devenin azeresi olmuş olmayı dilemezd.

Acaba böylc bir şahsın imanı tüm ümmetin imamyla eş değer ve hatta ondan daha üstün olabilir mi?

Resulullah(s.a. v) dan Ebubekir hakkında nakledilcn diğer bir hadis de şöylc: “Eğer kendime bir dost edinseydim, Ebubekr’i dost edinirdim”.

Bu hadis de aynı önccki hadis gibidir; Çünkü sormak gerekir ki Ebubekir hicretten önce Mekke’de yapılan “küçük kardeşlik gününde ve hicretten sonra Medine’de yapılan büyük kardeşlik günündc neredeydi? Resulullah(s.a.v) bunların her ikisinde de Hz. Ali(a.s) kendisine kardeş olarak seçmiş ve buyurmuş ki: “Sen dünya ve ahirette benim kardeşimsin.” (3)
——————–

1- El’imamet ve’ssiyaset’ ibni Kuteybe. c. 1. s. 14- Resail’ul cahiz s. 301- E’elamun’nisa c. 3. s. 1215.
2- Tarih’i Teberi c. 4. s. 52- El imamet ves siyaset, c.1. s.18 – Tarihi Mes’üdi c.1, . s. 414
3- Tezkiret’ul hevas, Sibtibn’i Cuzi s. 23- İbni Esakir’in Tarihi, Dimeşk çapı,  c.1,  s. 107. Menakib’i harezmi,  s. 7

199

Bunların hiç birisinde Ebubekir’e teveccüh etmemiştir.

Böylece onu dünyada dostluğundan mahrum bıraktığı gibi kıyamette de kardeşliğinden mahrum etmiştir.

Ebubekir’in fazileti hakkında Ehl-i sünnet kitaplarından naklettiğimiz bu iki nümuneyle yetiniyorum. Bu gibi hadislere şia alimleri asla itibar etmemişler hatta bu tür hadislerin Ebubekr’in döneminden sonra uydurulduğuna dair açık delilleri de mevcuttur.

Eğer faziletlerden geçip bir de sahabe hakkında nakledilen kusur ve hataları inceleyecek olursak görürüz ki iki fırkadan hiç birinin kitaplarında Ali ibn’i Ebu Talib hakkında kusur ve hata sayılacak bir şey nakledilmemiştir; Oysa Ehl-i sünnet’in sihah’ında ve tarih kitaplarında diğerlerinin kusurunu açıklayan, hata ve kötülüklerini gösteren bir çok rivayet ve hadis zikredilmiştir. Buna göre her iki fırka’nın ittifak ve icma ettikleri, yalnız Ali(a.s) dir. Tarihlerin yazdıklarımı göre, tarihte Hz. Ali(a.s) ye yapılan bi’at gibi doğru bir bi’at olmamıştır. Çünkü Ali(a.s), onların bi’atını kabul etmekten imtina etmesine rağmen, Muhacir ve Ensar, israrla ona bi’at ettiler. Hz. Ali(a.s) bi’atı kabul ettikten sonra da ona bi’at etmeyen az bir grubu kendi hallerine bıraktı ve bi’ata zorlamadı. Ama Ebubekr’in bi’atı, Ömer’in dediği gibi hesapsız yapılan ani bir bi’at idi….

Ömer’in hilafeti ise, Ebubekir’in vasiyeti ile oldu. Osman’ın hilafeti de tarihin ilginç olaylarındandır. Zira Ömer altı kışıyı hilafet adayı olarak seçti ve onları mecbur etti ki kendi aralarından birini halife olarak seçsinler. Ve dedi ki “Eğer dört kişi birinde ittifak eder de ikisi muhalefet ederse o ikisini ödürün; Eğer altıi kişi üçer – üçer ikiye bölünürlerse, Abdurrahman ibn’i Avf’ın olduğu grubun seçtiği şahıs hilafete layıktır; Ama belirlenen üç günlük süre geçer de bu altı kişi bir sonuca varmazlarsa onların hepsini ödürün”.

200

Bu olayda önemli nokta da şudur ki, Abdurrahman ibni Avf  Hz. Ali (a.s)yi halife olarak kabul etti ama Hz. Ali (a.s)ye Allah’ın kitabı ve Resulullah ve şeyheyn’in yani Ebubekir ve Ömer’in sünneti ile müsliimanlara hiikmetmeği şart koştular.

Ali (a.s) bu şartı (yani şeyheyh’in sünnetine bağlı kalmayı) reddetti,
 Ama Osman bu şartı kabul edip halife oldu. Hz. Ali (a.s)nin, “Şıkşıkıye” hutbesinde buyurduğu gibi bu şüra’nın sonucu önceden belliydi. Hz. Ali (a.s) den sonra da halifeliği Muaviye ele geçirdi ve hilafeti kayserliğe (imparatorluğa) çevirdi. Artık hilafet Umeyye oğullarının içerisinde elden ele dolaşan muhtevasız bir isimden ibaret idi. Onlardan sonra da Abbasi’ler başa geçtiler; her birisi halifeliği kendinden sonra oğluna veya diğer yakınlarına teslim ediyordu. Yani tüm halifeler ya önceki halifenin vasiyeti ile yahut güç ve kılıç zoruyla halife oluyorlardı. Bu durum, isim olarak kalmış olan hilafet tamamen yok oluncaya kadar böylece devam eni.

Hulasa edersek Resulullah’tan sonra müslümanların gerçek bi’atı ile gerçekleşen hilafet, yalnız Hz. Ali (a.s) nin hilafeti idi.
           
201

………………….

islamkutuphanesi.com